Bol Bulunca...

Sulak alanlarımız kirlilikten geçilmiyor

Endüstriyel ve tarımsal atıkların yol açtığı kirliliğin Türkiye'deki sulak alanları tehdit etmeye devam ettiği bildirildi.
     WWF-Türkiye'nin (Doğal Hayatı Koruma Vakfı) ''Türkiye'nin sulak alanlarının korunması, sorunlar ve çözüm önerileri-2011'' raporuna göre, Türkiye'de son 40 yılda 2,5 milyon hektarlık sulak alanın yarısı yok olurken, yaklaşık 1 milyon 300 bin hektarlık sulak alan da su sistemlerine müdahaleler nedeniyle ekolojik ve ekonomik özelliklerini yitirdi.
     Rapora göre, plansız su altyapı projeleri, tarımda aşırı su kullanımı, kirlilik, yasak avcılık, balıkçılık ve yönetime ilişkin sorunlar, sulak alanları tehdit eden başlıca etkenler oldu. Türkiye'deki sulak alanların alarm verdiği belirtilen değerlendirmede, pek çok sulak alanı tehdit eden kirliliğe dikkat çekildi.
     WWF'nin raporunda, Türkiye'nin en büyük tatlı su gölü Eğirdir Gölü'nün yanı sıra, Beyşehir Gölü, Bafa Gölü, Büyük Menderes Deltası, Gediz Deltası, Göksu Deltası, İğneada Su Basar Ormanları ve Gölleri, İznik Gölü, Sapanca Gölü ve Ulubat Gölü gibi sulak alanların da kirlilik tehdidi altında olduğu vurgulandı.
SULAK ALANLARIN SON DURUMLARI
    Rapora göre, Türkiye'de kirlilik alarmı veren sulak alanların son durumları şöyle:
     Bafa Gölü: Büyük Menderes nehri boyunca toplanan evsel, endüstriyel ve tarımsal atıklar gölde çok ciddi kirlilik sorunu yaratmaktadır. Aşırı tarımsal su kullanımı nedeniyle gölün su seviyesi düşmektedir.
     Beyşehir Gölü: Yüzde 75 oranında küçülmüş durumdadır. Bugün ki alanı yaklaşık 50 bin hektardır. Kuruma ve kirlenme tehdidiyle karşı karşıyadır.
     Büyük Menderes Deltası: Deltayı besleyen nehir sularının tarımsal sulama amaçlı kullanımı nedeniyle deltaya çoğu zaman su ulaşamamaktadır. Ulaşan su kaynakları ise sanayi atıklarını taşıması itibariyle kirliliğe neden olmaktadır.
     Eğirdir Gölü: Tarımsal kaynaklı kirleticiler nedeniyle Türkiye'nin en büyük tatlı su gölü olan Eğirdir Gölü'nün su kalitesi giderek bozulmaktadır.
     Gediz Deltası: Tarımsal sulama amaçlı su çekimi nedeniyle kuruma, sanayi tesisleri ve yerleşimlerden kaynaklanan arıtılmayan atıklar nedeniyle kirlilik tehdidiyle karşı karşıyadır.
     Göksu Deltası: Yoğun tarımsal sulama, aşırı su çekimi, kontrolsüz kuyu açılması ve yoğun kirlilik alanda baskı yaratmaktadır.
     İğneada Su Basar Ormanları ve Göller: Alanı besleyen derelerdeki suyun İstanbul'a taşınması ve kuraklık nedeniyle su sıkıntısı yaşanmakta, plansız turizm ve çarpık kentleşme alanda kirlilik sorununu doğurmaktadır.
     İznik Gölü: Sanayi tesislerinden, çevredeki yerleşim birimlerinden ve küçük zeytinyağı fabrikalarından göle karışan atıklardan dolayı kirlilik tehdidiyle karşı karşıyadır.
     Sapanca Gölü: Endüstri tesislerinin, yerleşim birimlerinin ve tarım alanlarının arıtılmamış atık sularının yol açtığı kirlilik sorunuyla karşı karşıyadır.
     Ulubat Gölü: Kuruma ve endüstriyel baskı, tarımsal gübre ve pestisit kullanımı nedeniyle kirlilik sorunuyla karşı karşıyadır. Göl kenarından geçmesi planlanan otoban, gölü tehdit eden unsurlara bir yenisini eklemiştir.
KONYA KAPALI HAVZASI
    WWF-Türkiye raporunda, 67 bin kaçak kuyunun bulunduğu Konya Kapalı Havzası'ndaki aşırı yer altı suyu kullanımına da vurgu yapıldı.
     Bilinçsiz su kullanımı ve aşırı yer altı suyu çekimi nedeniyle Tuz Gölü'nün yüzde 60 oranında küçüldüğü kaydedilen değerlendirmede, benzer sorunlar nedeniyle Hotamış Sazlığı'nın tamamen, Ereğli Sazlıkları'nın ise yüzde 85 oranında kuruduğuna dikkat çekildi.
     Rapora göre, Kulu Gölü yüzde 95, Beyşehir Gölü yüzde 75, Akşehir Gölü ise büyük ölçüde küçüldü. Doğal göl olma özelliğini yitiren Suğla Gölü ise DSİ tarafından depolama alanına dönüştürüldü.
ÇÖZÜM ÖNERİLERİ
    Raporda, sulak alanların korunması ve etkin su yönetimi için şu çözüm önerileri sunuldu:
     ''Suya olan bakış açısı değiştirilmeli. Suyun kalite ve miktar bakımından birlikte ele alındığı, havza bazında, katılımcı ve talep yönetimi odaklı bir anlayışa dayanan Ulusal Su Yasası hazırlanmalı. Su ile ilgili bütün verilerin toplandığı ulusal su veri tabanı oluşturulmalı. Entegre havza yönetimi beslenmeli, sulak alanlar korunmalı. Su altyapı projelerinin sosyal ve çevresel etkileri mutlaka göz önünde bulundurulmalı. Kaçak su kullanımına son verilmeli. Yer altı sularının kullanımı en az düzeye çekilmeli. Tuzlu su artımı ve havzalar arası su transferi 'sihirli formül' değildir. Tarım politikalarında ve uygulamalarında köklü değişimler gerçekleşmelidir.''

 
 
 
 
 
2008 DisHekimi.com, Tüm Hakları Saklıdır.
                  
dishekimi.com'un içeriği, kullancı bilgilendirmeye yönelik hazırlanmıştır. Sitede yer alan bilgiler, hiçbir zaman bir hekim tedavisinin ya da konsültasyonunun yerini alamaz.
Bu kaynaktan yola çıkarak, ilaç tedavisine başlanması ya da mevcut ilaç tedavisinin değiştirilmesi kesinlikte tavsiye edilmez. dishekimi.com'un içeriği, asla kişisel teşhis ya da tedavi yönteminin seçimi için değerlendirilmemelidir.