Yeniden 2-B kabusu

İlgili bakanlıklar orman arazilerinin yeniden “değerlendirilmesi” için hazırlık yaparken meslek örgütleri, bunun orman alanlarının sonu olacağını belirtiyorlar.

 

 

Orman vasfını kaybetmiş 2-B niteliğindeki arazilerin anayasa ve yasalarda yapılacak değişiklik çerçevesinde 5 farklı şekilde değerlendirilmesi üzerinde duruluyor.

Çeşitli hükümetlerin programlarında yer alan, ancak Cumhurbaşkanı vetosu ve Anayasa Mahkemesinin iptal kararlarıyla bir türlü uygulamaya konulamayan 2-B'lerin satışı konusundaki çalışmalar yeniden hızlandırıldı.

Çevre ve Orman Bakanlığı ile Maliye Bakanlığının yürüttüğü, Tapu ve Kadastro Genel Müdürlüğünün de destek verdiği bu çalışmalarda, 2-B sorununun çözümü için Anayasa değişikliğine gidilmesi gerektiği konusunda görüş birliği sağlandı. Anayasa değişikliğinin ardından yapılacak bir kanuni düzenlemeyle de 2-B sorununun tümüyle çözülmesi planlandı.
Çalışmalarda, 2-B meselesinin çözümüne yönelik alternatifler şu şekilde masaya konuldu:

  • Yerleşim yerlerindeki 2-B'ler, Toplu Konut İdaresi (TOKİ) ve belediyelere devredilecek ve buralarda büyük çaplı kentsel dönüşüm projeleri uygulamaya konulacak.
  • İstanbul Ümraniye'de olduğu gibi, her türlü sosyal donatılarıyla birlikte üzerlerinde konut siteleri bulunan 2-B'ler ise hak sahiplerine satılacak.
  • Üzerinde sanayi kuruluşları bulunan 2-B arazilerinin tesis sahiplerine satışı gerçekleştirilecek.
  • Orman vasfını kaybetmiş ve halen tarımsal faaliyetlerde kullanılan 2-B'ler ise tarımsal arazilere dönüştürülecek.
  • Orman alanlarına yakın olan ve tekrar orman vasfını kazanacak durumda bulunan 2-B'ler ağaçlandırılacak.

ÖRTÜLÜ AF HAZIRLIĞI

Uzmanlar söz konusu hazırlığın orman alanlarının yağmalanmasını teşvik edecek örtülü bir af anlamına geldiğini belirtiyor. Şehir Plancıları Odası ve Mimarlar Odası yetkilileri, tasarının arkasında yerel seçimler öncesindeki siyasal gerekçeler ve rant hesaplarının yattığını belirterek, daha önce de aynı konuyla ilgili tasarılar 10. Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer tarafından veto edildiğini ve Anayasa Mahkemesi tarafından Anayasa’nın 169. maddesine aykırı olduğu gerekçesiyle iptal edildiğini hatırlatıyorlar.

Çevre ve Orman Bakanlığı ile Maliye Bakanlığı’nın yürüttüğü çalışmada 2-B sorununun çözümü için Anayasa değişikliğine gidilmesi gerektiği konusunda görüş birliği sağlanmıştı. Buna göre; kent merkezlerinde kalan 2-B arazileri üzerinde TOKİ ve belediyelerce kentsel dönüşüm projeleri gerçekleştirilecek. Bu araziler üzerinde oturanlar hissesi oranında, gerekirse bir bedel de ödeyerek, inşa edilecek konutlarda hak sahibi olacak. Üzerinde sanayi tesisi bulunan 2-B arazileri ise tesis sahiplerine satılacak. Tarım yapılanlar, tarımsal araziye dönüştürülecek. Şehir Plancıları Odası İstanbul Şube Başkanı Erhan Demirdizen, orman alanlarının ciddi olarak tehlikeye gireceğini belirtiyor. Demirözen, şöyle konuşuyor: “2-B alanlarının ikiye ayrılması gerekiyor. Bazı alanların üzerinde yüz binlerce insanın yaşadığı yerleşim alanları oluşmuş bulunuyor. Burada yaşayanların, sosyal gereksinimleri temelinde, toplumsal doku göz önünde bulundurularak bazı düzenlemeler yapılabilir. Ancak böyle alanların dışında, ormanların içinde bulunan siteler, üniversiteler ya da başka yapılaşmaların önünü açacak, bunlara af ve dolayısıyla teşvik edecek uygulamaların karşısında durulmalıdır. Şehir Plancıları Odası olarak, orman alanlarındaki yapılaşmayı özendirecek, af anlamına gelecek böyle bir uygulamaya karşıyız. Geçmişte de özellikle yerel seçimlerin öncesinde pek çok af kararı çıkmıştı. Bunların sonuçları biliniyor. Böyle bir uygulama kentin ormanlarının büyük bir tehlikeyle karşı karşıya kalması anlamına gelecektir. Yapılaşmayı teşvik edici benzer yasaların sonuçlarını hep birlikte görüyoruz. Küresel ısınmanın bu kadar gündemde olduğu bir dönemde, orman alanlarının yapılaşmaya açılmasıyla elde edilecek gelirlerin, tüm risk ve olumsuz sonuçların önünde tutulması tartışılmalıdır.

ÖRTÜLÜ AF

Ekonomiye kaynak yaratma gerekçesinin ötesinde, bu tür uygulamaların arkasında rant kaygıları yatıyor. Kentsel alanlardaki rant artışları ve bunun da ötesinde aflarla birlikte gelen siyasi rantlar, bu tür uygulamaları gündeme taşıyor. Elbette yerel seçimlerin yaklaşmış olması bu anlamda manidardır. Daha önceki yerel seçimlerde de bunun gibi örtülü ya da açık afların sonuçlarını hep birlikte yaşadık. Bu tür siyasal hesaplarla yapılan girişimler çok tehlikeli olabilir. Özellikle kentin kuzeyindeki orman alanların ve su havzalarının önemi İstanbul için çok büyüktür. 1/1000 imar planlarında orman alanları üzerinde yapılaşmayı olanaklı kılan değişiklikler iptal edilmişti. Elbette bu yasa ile İstanbul dışındaki diğer kentsel alanlar için de benzer tehlikeler söz konusu olacaktır.

DUYARLILIK ÇAĞRISI

Daha önce benzer girişimleri Anayasa Mahkemesi iptal etmişti. Burada da benzer bir durum söz konusu olabilir. Bizim, şehir plancıları olarak Anayasa Mahkemesi’ne başvurma hakkımız bulunmuyor. Bunu Meclis’te grubu bulunan partiler veya 110 milletvekili talep edebilir. Ya da uygulamaya geçilirse, bunun sonucunda zarar görenlerin açtığı davalarda mahkemeler, bu yasanın iptali için Anayasa Mahkemesine başvurabilir. Biz, iptal başvurusu hakkımız olmasa da buna karşı çalışmalarımıza devam edeceğiz. Bunun kamuoyuna duyurulması ve buna karşı kamuoyu oluşturulması için çalışacağız. Bu hepimizi ilgilendiren bir yasa dolayısıyla hepimizin bu konuda duyarlı olması gerekiyor. Burada elbette basına da önemli görevler düşüyor.”

BÜYÜK SORUNLARA GEBE

Mimarlar Odası İstanbul Şubesi-Çevresel Etki Değerlendirme (ÇED) Kurulu Başkanı Mücella Yapıcı ise, söz konusu hazırlıkların büyük sorunlara gebe olduğunu kaydederek şöyle söylüyor: “2-B alanlarıyla ilgili çalışmalar daha önce de gündeme gelmiş, yasalaştırılmaya çalışılmıştı. Ancak önceki cumhurbaşkanımızın vetosu ve Anayasa Mahkemesi’nin iptal kararıyla bu gerçekleşmemişti. Şimdiki Cumhurbaşkanımız nasıl bir tutum benimseyecek bunu bilemiyoruz ama bunun yürürlüğe girmesi büyük sorunlara neden olacaktır.

Özellikle İstanbul’da orman alanlarındaki yapılaşma kaygı veriyor. Kuzeydeki orman alanlarının varlığı, eğer bu çalışmalar yasalaşıp yürürlüğe girerse büyük bir tehlikeyle karşı karşıya kalacaktır. Benzer bir durum Sultanbeyli çevresi için de geçerlidir. Zaten mevcut durumda orman alanlarında yapılaşmanın boyutu, tehlikenin büyüklüğünü gözler önüne koyuyor. Eğer 1/1000 ölçekli imar planına bakarsanız, orman alanları içinde, kızamık gibi konut alanlarının küçük küçük geliştiğini görebilirsiniz. Eğer bu çalışmalar yasalaşırsa buradaki konut alanları daha da gelişecektir. Bu da özellikle İstanbul’un orman alanlarında ve su havzalarında geri dönülemeyecek tahribatların oluşmasına neden olacaktır.

BİLİMSEL GEREKÇE ŞART

Burada göz önünde bulundurulması gereken önemli bir nokta var. Daha önceki 2-B kanunları, Anayasa’nın 169. maddesi gerekçe gösterilerek, Anayasa Mahkemesi tarafından iptal edilmişti. Bu maddede bilimsel ve fenni gerekçeler olmaksızın orman alanının daraltılamayacağı belirtiliyor. Burada, 2-B alanlarının yapılaşmaya açılması için herhangi bir bilimsel ve fenni gerekçe bulunmuyor. 2-B alanlarının yapılaşmaya açılmasının arkasında, buralardan elde edilecek mali kaynaklar bulunuyor. Ancak ormansızlığın maliyetini parayla ölçebilmemiz söz konusu değil. Bu tür uygulamalar rant kaygılarını gündeme taşıyacaktır bu da orman alanlarının talan edilmesine neden olacaktır. Zaten şu anda da ülkemizin orman alanı olarak yeterli alana sahip değildir. Örneğin 1999 verilerine göre Türkiye’de kişi başına 0.31 hektar orman alanı düşüyor. Bu oran İsveç’te 4.46, Finlandiya’da 4.42’dir. Uzağa gitmeye gerek yok, komşumuz Yunanistan’da kişi başına 0,61 hektar orman düşüyor, bizdekinin iki katı...

KAÇAK YAPILAŞMAYI TEŞVİK EDER

Meselenin ekonomik durumunun ötesinde siyasal boyutu da bulunuyor. Yerel seçimlerin yaklaştığı bir dönemde bu tür bir düzenlemenin anlamı aftır. Burada ikili bir tutum söz konusu. Bir taraftan kentsel dönüşüm projeleri adına yıkımlar yapılıyor, diğer taraftan da bu tür yasalarla, yasadışı yapılaşma teşvik ediliyor. Burada çelişkili bir durum söz konusu.

Yapılması gereken Anayasanın 169. maddesini uygulamaktır. Temelde bu yasa devlete orman alanlarını sınırlandırma değil, genişletme görevini getirmektedir. Burada ise tam tersi bir durumla karşı karşıyayız.

169. MADDE

Ormanların korunması ve geliştirilmesine yönelik Anayasa’nın 169. maddesi, ormanların gözetimini devlete yüklerken, ancak geri dönüştürülemeyeceği bilimsel olarak belirtilmiş orman alanlarının daraltılmasına olanak tanıyor. 169. madde şöyle:

“Devlet, ormanların korunması ve sahalarının genişletilmesi için gerekli kanunları koyar ve tedbirleri alır. Yanan ormanların yerinde yeni orman yetiştirilir, bu yerlerde başka çeşit tarım ve hayvancılık yapılamaz. Bütün ormanların gözetimi Devlete aittir. Devlet ormanlarının mülkiyeti devir olunamaz. Devlet ormanları kanuna göre, Devletçe yönetilir ve işletilir. Bu ormanlar zamanaşımı ile mülk edinilemez ve kamu yararı dışında irtifak hakkına konu olamaz. Ormanlara zarar verebilecek hiçbir faaliyet ve eyleme müsaade edilemez. Ormanların tahrip edilmesine yol açan siyasi propaganda yapılamaz; çıkarılamaz. Ormanları yakmak, ormanı yok etmek veya daraltmak amacıyla işlenen suçlar genel ve özel af kapsamına alınamaz. Orman olarak muhafazasında bilim ve fen bakımından hiçbir yarar görülmeyen, aksine tarım alanlarına dönüştürülmesinde kesin yarar olduğu tespit edilen yerler ile 31.12.1981 tarihinden önce bilim ve fen bakımından orman niteliğini tam olarak kaybetmiş olan tarla, bağ, meyvelik, zeytinlik gibi çeşitli tarım alanlarında veya hayvancılıkta kullanılmasında yarar olduğu tespit edilen araziler, şehir, kasaba ve köy yapılarının toplu olarak bulunduğu yerler dışında, orman sınırlarında daraltma yapılamaz.

 

 
 
 
 
 
2008 DisHekimi.com, Tüm Hakları Saklıdır.
                  
dishekimi.com'un içeriği, kullancı bilgilendirmeye yönelik hazırlanmıştır. Sitede yer alan bilgiler, hiçbir zaman bir hekim tedavisinin ya da konsültasyonunun yerini alamaz.
Bu kaynaktan yola çıkarak, ilaç tedavisine başlanması ya da mevcut ilaç tedavisinin değiştirilmesi kesinlikte tavsiye edilmez. dishekimi.com'un içeriği, asla kişisel teşhis ya da tedavi yönteminin seçimi için değerlendirilmemelidir.